Archive for Eylül, 2009

Dayanıklı Tüketim Ürünleri

Adı üstünde dayanıklı tüketim ürünlerini zırt pırt değiştirmenin hiçbir anlamı yok. Bu nedenledir ki 21 yıllık bir otomatik çamaşır makinesi ve Şubat ayında 18 yaşını tamamlayacak ama hala pırıl pırıl görüntüsü olan bir televizyon kullanıyorum. Ancak bir yandan da bu iki cihazın önümüzdeki dönemde onarıma değmeyecek ölçüde bozulabileceklerinin de bilincindeyim. TV bozulursa bir müddet almamayı bile düşünebilirim. 18 yıl evvel bir ay kadar TV’siz yaşadım. İnanın çok iyi oluyor. Tepeleme yığıp da okuyamadığım kitapları bu sayede okuyabilirim. Gerçi TV’den çok Internet vaktimi alıyor galiba…Çamaşır makinesi ise kesin bir gereklilik. Geçen hafta sonu bakalım Çamaşır makineleri dünyasında neler olmuş filan diye bayağı bir araştırma yaptım. Benimki bozulursa, almayı düşüneceğim makine 1,100-1,400 TL arası bir fiyata sahip. Çok daha ucuza makineler de var ama ben bu saatten sonra yeni makine alacaksam, A++ enerji sınıfında bir makine almayı ve mutlaka çok çok kısa programının olmasını tercih ederim. Bu gözle bakınca çok fazla seçenek yok. Olanların bir kısmı da aşırı kapasiteli 7-8 Kg. Çamaşır yıkayabilen makineler. Buna kesinlikle ihtiyacım yok zira tek başına yaşayan biri olarak zaten makineyi doldurmakta zorlanıyorum.Neyse esas konu etmek istediğim şey bunlar değildi. Dayanıklı Tüketim ürünleri alırken nasıl davrandığımızı tartışmaya açmak istiyorum. Genellikle tüketicinin eğilimi mağaza mağaza gezip, tatlı dilli satıcıların kendilerini gaza getirmelerine izin vermek. Oysa, öncelikle hiçbir marka ve modele bakmadan o makineden ne istediğinize karar verin. Benim durumumda bu, A++ Enerji sınıfı ve çok kısa program seçeneği. Bu iki özellikten daha önemli hiçbirşey yok. Fiyat biraz daha ikinci planda. Bu özellikleri yerine getiren cihazları, markaları ve fiyatlarıyla yanyana koyar, sonra da makineleri şahsen görmeye giderim. Böylece fiyat pazarlığı öncesinde en azından hangi modelleri alacağım kafamda netleşmiştir. Satıcının beni ihtiyacım olmayan “n” tane özelliği barındıran daha üst bir modele ikna etmesini bu şekilde önleyebilirim. Ondan sonra fiyat ve ödeme koşullarını değerlendiririm.Bu tür alışverişler genellikle sorun olur. Eşlerden biri daha rasyonel, diğeri daha duygusal takılabilir. Marka bağımlılığı ya da yan komşuyla aşık atmak derdi nüksedebilir. Ya da ucuz mal almak fikrine kapılınıp, sonra sürekli arıza ve sorun çıkartan kalitesiz üretilmiş makine ile uğraşılmak zorunda kalınır. Tavsiyem rasyonel ve mantıklı davranmayı seçmek. Sonuçta alacağınız eşya ile siz uzun yıllar geçireceksiniz. Doğru bir karar vermek ve bu karardan pişman olmamak gerek. Dedik ya bu tür mallar zırt pırt değiştirilmez!
Gönderen T’Pol zaman: 20:32 3 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: ,

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 21 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

TUTUMLULUK

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Tutumlu davranmaya çalışarak, paramı biriktirmeye çabaladığımı söylemiştim. Pekiyi nasıl tutumlu olunur? Amerikalı bir grup insanın bloglarını takip ediyorum ve itiraf etmeliyim ki bazılarının tutumlu olmak adına yaptıkları beni aşıyor.Ben keyifci birisiyim ve tutumluluğu, para harcamamak, cimri davranmak olarak yorumlamıyorum. İşte tutumlu olmak adına yaptığım şeyler:1. Mecbur olmadığım sürece giysi ve ayakkabı gibi ihtiyaçlarımı indirim zamanı karşılamak, sezon içinde alışveriş yapmamak.2. alışveriş yaparken mevsim sebze meyvelerini tercih ederek, cok pahalı ürünlere rağbet etmemek. Fiyatları mukayese etmek. Özellikle temizlik malzemeleri alırken fiyat kontrolu ve kampanyalara dikkat etmek.3. Uzun sure yanan ampulleri CFL ile değiştirmek.4. Efektif olarak kullanamadığım tezgah altı dondurucuyu kullanmamak, buzdolabının derin dondurucusunu daha verimli kullanmaya çalışmak.5. Yiyecek israf etmemek. (Bu konuda super degilim ama ugrasiyorum).6. Ihtiyaclarla, istekleri ayirt etmek. (1991′de satin aldigim 49 Ekran bir SONY TV’im var. Her evime gelen “artik su televizyonu bir degistir” diyor ama goruntusu hala mukemmel ve TV degistirmem icin mevcutun bozulmasi gerektigini dusunuyorum).Yapmak isteyip de yapamadigim seyler soyle:1. Daha fazla evde yemek yemek, disarida yemek masrafini azaltmak. (Beni en cok zorlayan konulardan biri bu. Ozellikle de yazin mutfaga girmek dahi istemiyorum. Kisin nispeten daha iyi olabiliyor.)2. Evdeki ufak tefek tamirati kendim yapabilmek. (Cogu konu becerilerimi asiyor.)3. Parasini odeyip de hic gitmedigim spor salonuna gitmek! (Bir daha asla spor salonuna uye falan olmayacagim).4. Alip da evin baskosesine vicdan azabi gibi koydugum bisikleti kullanmak.Asla yapmayacaklarim da soyle:1. Kendimi guzel bir tatilden mahrum etmek.2. Ikinci El giysi satinalmak. (Bunu dusunemiyorum bile)3. Evimi kendim temizlemek, haftada bir temizlikci almamak (Imkansiz)4. Her gun yerine gun asiri ya da daha uzun araliklarla yikanmak (Bogk! Her gun dus almazsam, hicbirsey yapamam ve surekli koktugumu zannederim).Nispeten kolay para harcadigimi dusunuyorum. Disarida yenen yemeklere odenen paralari dusununce gercekten de dogru bir is yapmiyorum sanirim. Bu konuda iyilestirmeye ihtiyacim var.Ote yandan kismet olursa seneye cok guzel bir yurtdisi tatili yapmak istiyorum. Bunun yari parasini biriktirdim bile.Tek bir konu var ki bu beni gercekten cok dusunduruyor: Saglikli olmayan bir kilodayim. Bunun mutlaka cozume kavusturulmasi gerek ama kilo vermek icin kendimi motive edemiyorum. Oysa, ileriki yaslarda cikabilecek saglik sorunlari hem hayat kalitemi hem de maddi durumumu olumsuz etkileyebilir.Bugun pazara gidip taze sebzeler alip, biraz daha saglikli yemeye icmeye gayret etsem iyi olacak. Son zamanlarda et tuketiminin dozunu kacirdim biraz.

Toplam Okunma Sayısı 43, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

DİNİMİZ İSRAFI-SAVURGANLIĞI KESİN OLARAK YASAKLAMIŞTIR

sDinimiz;israf etmeyi,tutumlu davranmamayı ve savurganlığı şu ayetler ve hadisler ile kesin olarak yasaklamıştır:

1)Ey Ademoğulları!(Allah’a)kulluk olsun diye yapıp-ettiğiniz her işte kendinize çekidüzen verin;(serbestçe) yiyin için,fakat saçıp savurmayın:(çünkü)kuşku yokki,O savurganları sevmez!*
2)Ve onlar ki,başkaları için harcadıkları zaman,ne saçıp savururlar,ne de cimrilik yaparlar;bu ikisi arasında her zaman bir orta yol bulunduğunu (bilirler)**
3)Ve (ey insanoğlu,)yakın(ların)a,hak(lar)ını ver;düşküne de,yolda kalmışa da;ama sakın (elindekini)anlamsız,amaçsız bir biçimde saçıp savurma.Çünkü bilki saçıp savuranlar Şeytan’ın türdeşleridir;Şeytan da zaten Rabbine karşı gerçekten çok büyük bir nankörlük sergilemiştir.***

Muhammed ESED-Kur’an Mesajı- *A’raf Suresi/31.Ayet
Muhammed ESED-Kur’an Mesajı-**Furkan Suresi/67.Ayet
Muhammed ESED-Kur’an Mesajı***İsra Suresi/26-27.Ayet

1)(Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!) [Buhari]
2)(İktisat(tutumluluk) eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]

Yazıdaki resim http://arzugencalioglu.spaces.live.com/ dan alınmıştır

Toplam Okunma Sayısı 7, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 05 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Tutumluluk ve Para Biriktirme Sanatı Üzerine Bal Damlaları

PR……………..Para biriktirme alışkanlığı,genellikle sosyal durumumuzu olduğu kadar geçimlerini sağlamakla yükümlü olduğumuz kimselerin durumlarını da iyileştirmek arzusundan doğmaktadır.Bu alışkanlığın yerleşmesinde gerekli olmayan her şeyden ,hele hele boşuna para harcama tutkunluğundan vazgeçmelidir.lüzumsuz olan her şey,en ucuz fiyatla satın alınmış olsa bile;pahalıdır.Küçük harcamalar büyük harcamalara yol açar.İnsanın ihtiyacı olmayan bir şeyi satın alması;boşuna para harcamaktan başka bir şey değildir.Cicero’ya göre insanda satın alma tutkunluğunun bulunması bir gelire sahip olduğuna delildir.Çok kimseler pazarlıkla satın alma alışkanlığında oldukları için bir kenara para koyamazlar “Bakın şu fevkalade ucuz,alsak mı dersiniz?””İhtiyacınız var mı?” “Hayır,bu gün için yok ama ileride bundan yararlanırız her halde.” Modaya uygun alışverişlerde de bu usul alışkanlık haline gelmiştir.Bazı kimseler bir porselen mağazasını dolduracak kadar eski porselen,başkaları eski tablo,antika eşya,yıllanmış şarap almaktadırlar.Eğer bütün bunlar çoğu zaman bunlardan anlayanların alacaklıları hesabına satın alınmış olmasaydı pek fazla bir zarar getirmezdi.Horece Walpole bir defasında “artık hiç alışveriş yapmayacağımı umarım,çünkü ne alacağım eşyayı koyacağım yerim,ne de bedelini ödeyecek param kaldı” demişti.Ömürlerinin son yıllarını rahat ve mutluluk içinde geçirmek isteyen insanlar buna genç ve orta yaşta hazırlanmalıdırlar.Ömrünün çoğunu çalışarak ve iyi kazanç sağlayarak geçiren bir adamın yaşlılığında ekmek dilenecek derecede zarurete düştüğünü ve komşularının merhametine sığındığını ya da yabancıların cömertliğinden yararlanmaya çalıştığını görmekten daha acıklı bir manzara olamaz.İşte bunun içindir ki,insan başlangıçta kendisinin ve ailesinin ileride bu duruma düşebileceğini düşünerek genç yaşında çalışıp kazancının bir kısmını biriktirmelidir…………………..

Samuel Smiles,Tasarruf veya Para Biriktirme Sanatı

 (Akbank Kültür Yayınları-1975) adlı kitabın 26 ve 27. sayfalarından

 aynen aktarılmıştır

Toplam Okunma Sayısı 17, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 17 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Bebek İçin Yapılacak Harcamaları Abartmayın

bHarcama çılgınlığının yaşandığı en büyük alanlardan biri de bebek sahibi olmaktır.Kadınlar için anne olmak çok önemli bir olgudur. Çünkü o yaşa kadar hep annesini örnek almıştır. Ve onun gibi biri olmak annelik yapmak istemektedir. Esasen kadınlarda analık ve anaçlık duygusu doğasındandır. İşte bu nedenlerden dolayı da hamilelik ve ilk annelik dönemlerini birazcık abartırlar. Hele birde kadın ve erkek ilk bebeklerini bekliyorlarsa bebeğin anne karnına düştüğü ilk andan itibaren bir harcama çılgınlığının içinde bulurlar kendilerini. Zaten bu acemi anne baba adaylarını pusuda bekleyenlerde vardır. En başta kadın doğum uzmanları, sonrada alış-veriş merkezleri. Anne adayı baba adayının da ilgisini çekmek ve birazda merakından dolayı nerdeyse her gün doktora gitmek istemektedir. Tabii baba da heyecanlı. Bebeğini taşıyan anneyi de kırmak istemediğinden her söylediğine evet demek zorundadır eşinin. Bu yüzden harcamalara ses çıkartmaz. İlk hamile miyim değimliyim diye giderler doktora, doktor hemen sekizinci haftada tekrar gelin kalp atışını dinleyelim der. Zaten o sesi duyan anne baba artık her gün doktora gitmek isterler. Çünkü anne baba çok duygusal bi döneme girmişlerdir. Ve her ay düzenli olarak hatta bazen de arada meraklarından doktora gitmeye başlarlar. Doktor durumdan memnun gelsin paralar gitsin hastalar, dolsun keseler… olan bizim acemi anne babaya olmaktadır ancak bunu bebek ilk bebeklik dönemini atlatana kadarda fark edemezler o zamanda zaten iş işten geçmiş olur. tabiki doktora gitmeli muayenemizi olmalı gerekli testlerimizi yaptırmalıyız. Ancak özel kurum ve muayenehanelerin bizi gaddarca sömürmesine, hassasiyetimizden ve duygusallığımızdan faydalanmasına izin vermeden. Bunun içinde devlet kurumlarını tercih etmeli buralardaki haklarımızı da iyi bilmeliyiz.
Birde kadın aş eriyorsa eyvah. Baba adayı gece mevsimi de olmayan bir yiyecek aramaya çıkar. Her yerde de bulunmayan bu yiyeceğe normal değerinin birkaç katını bile ödemesi olağandır. Çünkü bebeğinin annesinin canı çekmiştir bir kere. Hele birde bebeğin doğumdan sonraki harcamaları var ki sormayın. Bu abartısız bazı kişilerde daha evlenmeden anne evindeyken başlar. Kız annesinin evindeyken (annelik duygusu doğuştandır ya) başlar; bebek yastığı, patikler, battaniyeler, hırkalar, minik elbiseler örer diker koyar. Bide cinsiyete göre pembe ve mavi her ikisinden de yapanlar var. İleriyi gören bir milletiz biz! Yahu be kardeşim nerden biliyorsun bebeğin ayağının ölçüsünü, ya bebek yaz bebeği olurda battaniyeye ihtiyaç olmazsa, patiklere ihtiyaç olmazsa, ya en kötü ihtimal(Allah herkese hayırlısını versin) bebeğiniz olmazsa. Evlendikten ve hamilelik öğrenildikten sonrada alış-veriş devam eder. Şirin geliyor diye her önüne geleni satın almak isterler. Zıbınlar, elbiseler ayakkabılar oysa onları kullanma ihtimali çok düşük. Zaten ilk altı ay bebek anne baba tarafından yere bile konmayacağından ayakkabı giyme ihtimali sıfır. Ama onlar doyumsuzca almaya devam ederler. Karyolalar, nevresim takımları daha doğmadan oyuncaklar. Hele birde bebek erkekse baba da açar kesenin ağzını. Diğer taraftan da anneanneler, babaanneler hazırlıklara başlarlar. Tabii bütün bunları koyacak geniş birde ev lazım. Varın durumun vehametini siz düşünün. Bide kazanan kazanmayan bütün anne babaların bunları yapmak istediğini düşünürsek, borçlanmaların sebebi de ortaya çıkar. Sonra peşinden olmasını hiç istemediğimiz huzursuzluklar başlar.                                                                                            24.08.2009
                                                                                                                                                                              NEJLA ASLAN

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 28 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

KAPIDAN SATIŞÇILARA KAPIYI GÖSTERİN

kTüketicilerin Tüketiciyi Koruma Hakem Heyetlerine çok sık şikayet ettikleri durumlardan birisi de ”kapıdan satış ”lardır.Bu satışlarda satıcı taraf umumiyetle ”kapıdan satış” yolu ile para kazanma yolunu kendisine meslek! olarak seçmiş!(dürüst olanlara bir sözümüz yoktur) ya gerçek kişilerdir ya da merdiven altı! firmalardır.Bunların potansiyel hedefleri ev kadınlarımızdır.Satışla hiç ilgisi olamayan bir konu ile lafa ve misafirliğe başlarlar sonra laf kalabalığı ve ”hediye,iş vaadi ve yakında civara büyük bir mağaza açılacağı vaadi,çekilişte hediye isabet etmesi ” gibi vaadlerle sözleşme ya da senet imzalatırlar.Sattıkları mal ise kuvvetle muhtemel çin malıdır ve süprüntüdür.Garantisi yoktur varsa bile yedek parçası yoktur bunlar tam olsa bile irtibat için size verdikleri adres ve telefon hayalidir.Firma temsilcisi olarak sizinle konuşan ve sözleşmede isim ve imzası olan şahıs genellikle bir sonraki aramanızda ”işten ayrılmış!”olur.Size imzalattıkları sözleşme ise 4077sayılı Tüketiciyi Koruma Kanununa aykırıdır……… ……………………….

 benzer mağduriyetler yaşamamak için ”kapıdan satışçılardan” mal ve hizmet almayınız.olaki alınmışsa ek kısa sürede İl ya da ilçe tüketiyi koruma hakem heyetlerine müracaat ediniz.

Toplam Okunma Sayısı 1, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 01 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

TUTUMLU, TUTUMLULUK, SAVURGAN, MÜSRİF, CİMRİ VE CİMRİLİK KELİMELERİNİN SÖZLÜK ANLAMLARINA DAİR

cTUTUMLU:Türk Dil Kurumuna göre “aşırı harcamalardan kaçınan, idareli, muktesit olandır.
TUTUMLULUK: Türk Dil Kurumuna göre “Aşırı harcamalardan kaçınarak tasarruflu hareket etme, diğer bir deyişle savurgan olmama.”dır. Tutumlu kelimesinin anlam olarak zıddı dilimizde “savurgan,müsriftir”
SAVURGAN/MÜSRİF: Akılsızca ve amaçsızca harcamalarda ve hareketlerde bulunan,  aşırı harcamalardan kaçınmayandır.
CİMRİ:Türk Dil Kurumua göre “Elindeki parayı harcamaya kıyamayan, bitli, eli sıkı, ekti, hasis, kısmık, kibritçi, mıhsıçtı, nekes, pinti, sıkı, varyemez.” olan kişidir.
CİMRİLİK:Türk Dil Kurumuna göre “ Cimri olma durumu, eli sıkılık, hisset, imsak, mıhsıçtılık, nekeslik, pintilik, sıkılık” tir.Çoğu zaman tutumlulukla karıştırılan bir davranış bozukluğudur.
Yazıdaki resim;
adlı sayfadan yazıya sembol olarak  alınmıştır.

Toplam Okunma Sayısı 32, Bugün Toplam Okunma Sayısı 2, Son Okunma Tarihi 17 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Evde organik tarım

dEvde sebze meyve yetiştirenlerin çoğu marketlerdeki gıdalardan bulaşan bakteriler yüzünden endişe taşıyor.

Yvette Roman ve Fred Davit çiftinin evlerinin ön bahçesi, Los Angeles banliyölerinin çimen ve çiçeklerle kaplı tipik bahçelerinden oldukça farklı. Zira Davis çiftinin 120 metrekarelik ön bahçesinin büyük bölümü renk renk biber, fesleğen, maydanoz, mor karnabahar, soğan, pırasa, pancar, iki tür brokoli, üç tür domates ve dört tür patatesle kaplı. Kavun ve fasulyenin de yetiştiği bahçedeki çardaksa etrafını saran asmayla uyum içinde. Bahçenin yola bakan tarafmdaysa kiraz, domates ve pazının yanında sarı limon, misket limonu ve mandalina ağaçları yükseliyor.43 yaşındaki Roman ve 44 yaşındaki Davis bahçelerinde sebze yetiştirmeye bir yıl önce başlamış. Arka bahçeyse köpekleri için ayrılmış; barbekü alanı olarak da kullanıyorlar. Amaçlarıysa “karbon ayak izi” denen karbondioksit şahmını azaltmak ve olabildiğince sağlıklı beslenmek. “Organik tarım bizim için son derece önemli” diyor Roman. Yıllardır emeklilerin uğraşı olarak görülen evde sebze yetiştiriciliği, bu işe meraklı gençler sayesinde son yıllarda epey popüler oldu. Son zamanlarda marketlerde satılan gıdalarda bir tür bakteri grubu olan salmonella ve koli basiline rastlanması ve böcek zehirlerinin sık kullanılmaya başlaması pek çok insanı evde sebze yetiştirmeye iten nedenlerden. Bahçe Yazarları Birliği (gardenwriters.org) yöneticisi Robert LaGasse’ya göre arz, yerel tarımdan uzaklaşıp küresel gıda zincirine doğru yöneldikçe gıda standartları konusunda pek çok insan ciddi endişeler duymaya başladı.Hemen kapınızın önünden sağlıklı ve taze ürünler toplamak kulağınıza çekici geliyor ama gözünüz korkuyorsa ABD Milli Bahçıvanlık Birliği’nden (garden.org) kıdemli bahçıvan Charli Nardozzi şu öneride bulunuyor: “Günde en az altı saat güneş ışığı alan küçük bir toprak parçasıyla işe başlayabilirsiniz.” Bir metrekareden az bir alanda bile fasulye, balkabağı, salatalık, havuç ve marul yetiştirmek mümkün. Ayrıca domates ekmenin de tam zamanı. Sınırlı bir güneş ışığına sahipseniz marulun ve havuç, patates gibi kök ürünlerin yanma birer sopa sıkıştırın. Toprağı daha verimli kılmak içinse en iyi yöntem organik gübre kullanmak. Organik gübre yoksa bitki artıkları ve toprağın üst kısmının karışımından oluşan gübre de epey işe yarar. Tohum içinse elbette organik olanım seçmekte fayda var. Ancak Nardozzi işe yeni başlayanlara daha kolay bir yöntem olarak fide dikmelerini öneriyor. Apartmanda yaşıyorsanız onun da kolayı var. Balkon ya da güneş alan bir pencere pervazı na sıralayacağınız saksılarda domates, biber, havuç ve marul gibi sebzeler yetiş tirmek taze ve sağlıklı sebzelere sahip olmanın yanında çok da keyifli bir uğraş haline gelecektir.Yeni başlayanlar için birkaç öneri Küçük bahçenizden verim alabilmenin temel koşullarından biri yeterli ve düzenli sulamadır.Tohumlar çimlenme aşamasındayken toprak sürekli nemli olmalı. Bu sırada aşırı sulama ürünü çürütür. Yetişkin sebzelereyse belli aralıklarla bol su verilir. Sulama daima akşamüstü güneş battıktan sonra ya da sabah güneş doğmadan yapılmalıdır. Bahçenizde hastalık oluşumunu engellemek içinse hastalıklara dayanıklı tohum ve sağlıklı fideler kullanmalısınız. Kullanılan gübre en az bir yıllık olmalı. Sebzelerin arasında büyüyen yabani otlarsa sadece su ve besine ortak olmakla kalmaz, hastalıklara da davetiye çıkarır.Yani otlarla amansız mücadeleye devam! Tüm bu önlemleri aldıktan sonra domates ya da havucunuzu kendi bahçenizden, hatta saksınızdan toplayıp gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz. Bundan sonraki aşamada zevkinize uygun dekoratif ürünler, gölgeliklerve çitlerle bahçeyi biraz daha renklendirebilirsiniz. Gerekli bahçe ekipmanının yanı sıra tohum, fide, gübre ve bitki besinlerini temin edebileceğiniz Botanika’da dekoratif ürün reyonlarını gezmek de hayli eğlenceli (www.botanika.com.tr). Ayrıca, evlerinin balkon ve bahçelerinde, doğal tarım yöntemleriyle domates yetiştirenlerin oluşturduğu Pembe Domates Ağı ile iletişime geçerek tohum ve bilgi alışverişinde bulunabilirsiniz
Kaynak: Newsweek Türkiye

Toplam Okunma Sayısı 21, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

OKUL HARCAMALARINDA ÖLÇÜLÜLÜK

klmTutumlu olmanın, gereksiz kullanım ve harcamaları en aza indirmenin en iyi yolu bilinçli tüketiciler yetiştirmektir. Öğrencilere bilinçli tüketimin aşılanmasında hem ebeveynlere hem de öğretmenlere bazı görevler düşmektedir. Öğretmen ve ebeveynlerin öğrencilere en temel kavratmaları gereken şey her eşya, araç ve gerecin farklı bir işlevinin olduğu ve her birinin kendi işlevi içinde kullanılmasının gerektiğidir. Öğrenciler çoğunlukla ders araç gereçlerini bir oyun aracı olarak kullanırlar. Mesela defter ve kitap sayfalarından uçak, gemi vb. origamiler yaparak gereksiz yere kâğıt israfı yaparlar. Bunun yanlış olduğunun ve bu tür katlamaların el işi kâğıtlarından yapılması gerektiğinin kavratılması gerekir. Kullanılır durumda olan eşyalarını temiz ve düzenli kullanmaları gerektiğini kullanmadıkları eşyaların da geri dönüşüm için kullanılması gerektiğinin kavratılması ve bu konuda onlara örnek ve öncülük teşkil edilmesi gerekir. Bunun yanında kâğıt ve kalem gibi orman ürünlerinden elde edilen eşyaların tutumlu kullanılmadığı zaman bizim için çok önemli olan ağaçların kesilip yok edilmesine sebep olunduğunun kavratılması gerekir. Öğretmenler tarafından gerekli araç gereçlerin listesi yapılırken kullanmayacakları eşyaların istenmemesi gerekir. Mesela 12 renkte el işi kâğıdı istemek ilköğretim öğrencileri için uygun değildir. Çünkü yaşları gereği ilköğretim öğrencileri parlak ve açık renkleri sever ve kullanırken de bu renkleri tercih ederler. Bu sebeple de bu 12 rengin içinde olan koyu renkler hep atıl durumda kalırlar. Yeni eğitim öğretim programına göre öğrencilerin çok sayfalı defterlere ihtiyaçları yok. Hatta bazı derslerde hiç deftere gerek yok. Çünkü her dersin birde çalışma kitabı var. Öğrencilere çok sayfalı defterler alınmamalı ya da önerilmemeli. Çünkü çok sayfalı defterlerin hem kullanımı zor hem de kullanırken yıpranma olanağı çok fazla. Mesela 50 sayfalık ve 90 sayfalık 2 defteri baz alalım. Bunlar resim defteri olsun. Sulu boya ile çalışma yaparken boyanın döküldüğünü farz edersek 50 sayfanın kaybı ile 90 sayfanın kaybı arasındaki fark açık olarak ortadadır. Bu birçok durum için geçerlidir. Anne –babalar okul alışverişi yaparken aldıklarının kaliteli ve kullanılabilir olmasına dikkat etmeliler. Kaliteli ama uygun fiyata almalılar. Gerektiğinden fazla eşya almamalılar. Eğer toplu alış-veriş yapıyorlarsa çocuklarına gereken kadarını verip diğerlerini kendileri muhafaza etmeliler. En başta da kendileri çocuklarına iyi örnek olmalılar.

 08.09.2009

NEJLA ASLAN

Toplam Okunma Sayısı 11, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 17 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

ANNE SÜTÜ VE TUTUMLULUK

bbAllah’ın bize bahşettiği en büyük nimetlerden biride bilindiği gibi anne sütüdür. Rabbim onun içine bir bebek nelere ihtiyaç hissedecekse koymuş ve üretilmesi imkansız bir gıda yaratmış biz kulları için. Anne sütü sağlıklı olmasının yanı sıra biz anneleri bir çok maddi külfetten de kurtarmaktadır. Şimdi basit bir hesaplama yapalım. Piyasada bulunan ve neyden nasıl yapıldığını bilmediğimiz, sağlıklı mı sağlıksız mı olduğu konusunda değişik ve çelişkili açıklamalar bulunan mamaların en ucuzu yaklaşık 15,00TL ’dır. Ve bir bebeğe bir paket mama sadece 4 gün yeter. Ayda yaklaşık 7 paket mama kullanıldığını varsayarsak bir bebeğin bir aydaki mama gideri 105,00TL ‘dır. Eğer bebeğimin sağlığına çok düşkünüm onun için harcamaktan çekinmem diyorsanız pahalı bir paket mama yaklaşık 45,00TL ise aylık mama gideri 315,00TL ye yükseliyor. Bu da aylık aile bütçesinin çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Oysa ki anne sütünün aylık bedeli kocaman bir 0TL ‘dır. Ve sizi asla maddi olarak zora sokmaz.
Ayrıca mamaların birde hazırlama süreci var. Bir bebek için günde yedi defa mama hazırlandığını düşünürsek her seferinde mama hazırlamak için harcanan enerji , su ve insan gücünü de hesaba katarsak harcamalar daha da artar. Bu sebeple eğer bebeğimizi ve bütçemizi düşünüyorsak eğer bir sağlık özrümüz yoksa lütfen bebeklerimizi anne sütü ile besleyelim.

08.09.2009
NEJLA ASLAN
 

Toplam Okunma Sayısı 1, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 19 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes