Archive for the ‘Temenniler’ Category

Yabani mantarlar;denetimsizlik ve zehirlenme Vak’aları

mKış yağmurlarının etkisini arttırması ile birlikte ormanlık ve çayırlık yerlerdeki yabani mantarların hızla türemesi ‘yabani mantar zehirlenmesi ’ vak’alarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.Ülkemizin değişik yerlerinde tecrübelilik iddiası dışında hiçbir dayanağı olmayan şahıslar tarafından toplanıp,hiçbir denetim olmadan halk pazarlarına getirilip satılan yabani mantarların toplanmasının,taşınmasının ve hele hele satılmasının ilgili merciler  tarafından kontrol altına alınması gerekmektedir.Bu alışkanlığın kontrol altına alınmaması her yıl onlarca insanımızın canına ,binlerce lira paraya,üzüntüye mal olmakta,aynı zamanda bu kontrolsüz toplayıcılık nice mantar türünün yok olmasına sebep olmaktadır.

Toplam Okunma Sayısı 2, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 01 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Dünya Tasarruf Günü; açgözlülük ve nankörlük

mTasarrufa dikkat çekmek amacı ile her yıl 31 Ekim tarihi tüm dünyada “Dünya Tasarruf Günü” olarak kabul edilmektedir.İnsanlık ilk yaratıldığı tarihten günümüze kadar her zaman sonsuz bir açgözlülük ve emrine verilen kaynaklara karşı nankörlük etme saplantısı içerisinde olmuştur.Kudret helvası ve bıldırcın eti ile düzenli olarak beslenen bir milletin/insanlığın “biz bunlarla yetinemeyiz,sebze,salatalık,sarımsak,mercimek,soğan da isteriz ” şeklinde  değişik türleri ve daha fazlasını isteme eğilimi tarih boyunca olmuştur.

 Daha fazlayı,değişik türleri isteme eğilimi tekil olarak insanda var  olduğu için insanın içinde bulunduğu şirketlere ve devletlere de bulaşmıştır.hep daha ileriyi daha fazlasını isteyen şirketler ve daha çoğunu isteyen devletler türemiştir.Bir düşünelim isterseniz milyonlarca insanın ölümüne ya da sakat kalmasına, tonlarca paranın,emeğin ve zamanın yok olmasına sebep olan 1. ve 2. dünya savaşını ve diğer savaşları.

İnsanın, milletlerin bir kısmının sömürülmesinin temelinde hep aynı sonsuz  açgözlülük ve  kaynaklara karşı nankörlük  etme  saplantısı vardır hatta  daha da ilerisi açgözlülük ve  kaynaklara  karşı nankörlük  etme insanlıkta  içgüdüseldir.

Daha çok kazanma hırsı ile insanları gereksiz tüketime teşvik etme,çevreyi ve tabiatı kirletip yok etme,çöp yığınları oluşturma,yaratılıştan tertemiz olan tabii çevrede nüklüer denemeler yapıp kirletme,hayvan ve bitki genleri ile oynamalar yapıp bunlardan gelir elde etmeye çalışma….bunun örneklerinden sadece birazıdır.

31 Ekim tarihinin “Dünya Tasarruf Günü ” olarak kabul edilmesi güzeldir ama kesinlikle yeterli değildir önemli olan ve olması gereken insandaki açgözlülük ve kaynaklara nankörlük etme saplantısını frenleyip makul ölçülere çekebilmektir.Açgözlülüğün ve nankörlük saplantısının makule çekildiği bir dünyada yaşayacağımız her gün yeni bir dünya tasarruf günü olacaktır,tekil çoğulun içerisinde eriyip kaybolacak, tasarruf bilinci tüm aylara ve günlere yayılacaktır.

Yazıdaki resim sembol olması amacı ile   www.thedailygreen.com adlı sayfadan alınmıştır

Toplam Okunma Sayısı 65, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Ya golf ya hayat!

wTemiz su kaynaklarının ve ormanların hızla tükendiği ülkemizde Golf adlı baş belası! bir spor dalı geride kalan su ve ormanlarımızı bitireceğe benziyor.Çünkü; spora sevgi ile bakmakla birlikte ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1600 m3 dür.Başka ülkeler ve dünya ortalamasıyla kıyaslarsak,ülkemiz; kişi başına kullanılabilir su miktarı bakımından su azlığı çeken ülkeler arasındadır.Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına en az 5000 m³ ya da daha fazla kullanılabilir su potansiyelinin olması gerekir.Turizm ve spor olduğu iddiasıyla ülkemizin çeşitli yerlerinde golf sahaları hızla artmakta,açılan her golf sahası sularımıza ve ormanlarımıza ortak olmaktadır.Sularımızı ve ormanlarımızı tüketen,tüketecek olan GOLF sporunu ülkemizde istemiyoruz yenilerinin açılmasının engellenmesini ve mevcutların kapatılmasını istiyoruz.

Yazıdaki rakamsal değerler http://www.dsi.gov.tr/topraksu.htm adlı linkten alınmıştır

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 October 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Hurma ağaçlarını önemseyelim

dÜlkemizin Akdeniz kıyısındaki (Hatay, Adana, Mersin, Antalya gibi) şehirleri ile Akdeniz iklimi görülen diğer(İzmir gibi) şehirlerinde gerek özel mülk arazilere  gerekse belediyeler tarafından kamu malı  sayılan arazilere,kaldırımlara  dikilmiş, meyve verebilen binlerce  dişi hurma ağacı(Phoenix dactylifera) var.-dişi hurma ağacının meyve vermesi ve ya meyvesinin kaliteli olabilmesi için erkek hurma ağaçları ile tozlaştırılması gerekmekte(genelde insan müdahalesi olmazsa tozlaşma gerçekleşmemekte ) bu tozlaştırma eğer dişi ağaçlara yakın yerlerde erkek ağaç yoksa gerçekleşmemekte ya da yetersiz olduğundan ağaçlar ya hiç meyve vermemekte ya da verdiği meyveler kalitesiz olmaktadır.-Bu şehirlerde ve ülkemizin değişik yerlerinde gördüğüm kadarı ile özellikle belediyeler bu konuya gereken dikkati göstermemekte ağaçların tozlaştırılması,ürün kalitesinin arttırılması,olgunlaşan hurmaların toplatılıp pazarlanması ya da  ülke ekonomisine ve insanlığa kazandırılmasına çalışmamakta,bu ağaçları sadece ‘‘görüntü ağacı ’’olarak  görmektedir. (….ama bizim belediyemiz bu konuya duyarlı,biz bu konuda çalışma yapıyoruz…. gibisinden itiraz edenler olabilir sözüm geneledir. Bir ya da bir kaç belediyenin bu konuda çalışma yapması iyi ama yetersizdir)belediyelerin ve vatandaşların bu konuya ilgi göstermelerini temenni ediyorum.

Toplam Okunma Sayısı 16, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 19 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

TOHUMLARDA TEKNOLOJİ İSTEMİYORUZ; BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ SEVİYORUZ

imagesYaratıcı tarafından insanların ihtiyacını karşılamak amacı ile bitkiler ve diğer canlılar değişik türler halinde yaratılmıştır.Bildiğim kadarı ile buna konunun uzmanları BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK demektedirler.  İnsanlığın melezleme çalışmalarında ve gen konusundaki gelişmesi neticesinde bitkilerin verimliliği artmış elde edilen ürün fazlalaşmış ancak elde edilen ürünlerin sağlık kalitelerinde azalma olmuştur.Laboratuvar ortamında geliştirilen tohumlar tarlaya ekildiğinde ilk yıl çok kaliteli ve yüksek oranda ürün vermekte ancak ondan elde edilen tohum ikinci yıl tarlaya ekildiğinde hiç ürün alınamamaktadır (böylece Yaradan tarafından cömertçe insanlığın faydasına sunulan bitkilerin türlerinde,tohum ve çeşitliliğinde azalma olmaktadır)Ürün alabilmek ve sebze meyve yetiştirebilmek için gerekli olan tohumu satın alabilmek için İnsanlık; melezleme konusunda gittikçe tekelleşen ve hatta diktatörleşen firmalara adeta yalvarıp dilenmektedir.Kanaatimce Yaradan tarafından insanlığın ve diğer canlıların faydasına sunulan biyolojik türler ve tohumlar üzerinde kimsenin oynamaya hakkı yoktur.ve kimsenin bu tür ve tohumların mukadderatını/geleceğini İnsanlığın ve canlıların bedelsizce yararlanması amacından ayırmaya hakkı olamaz.İnsanlığa faydalı çalışma yapan firma,uzman ve devletler istisna olmak kaydı ile tohum ve türler üzerinde artniyetli-para amaçlı çalışma yapanların tamamı İNSANLIK DÜŞMANIDIR ve benzer düşünen insanlarla şunu da söylemek isteriz ki bize fayda sağlayan tohumlar üzerinde teknoloji kullanılmasını İSTEMİYORUZ.Bırakın o tohumlar bize az ama sağlıklı ürünler versinler ve nesillerini istikrarlı şekilde Kıyamete kadar sürdürsünler.

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 03 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

GDO’ya Hayır

gdoTüketici Örgütleri Federasyonu TÖF tarafından Tarım İl Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen basın toplantısında hükümete çağrı yapıldı. “GDO’lu ürünlerin üretilmesini kesinlikle istemiyoruz. Bu tohumların/ürünlerin Türkiye’ye sokulması önlenmelidir. Çıkarılacak bu yasa ile sadece sebzenin meyvenin tadı değil, hayatın da tadı tuzu kalmayacaktır.” dedi.
“Kendi türünden ya da bir başka canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalardır.” (GDO) .”
Son günlerde yaygın olarak tartışılmaya başlanan Genetiği Değiştirilen Tohumların ülkemizde ekimine ilişkin yeni biyogüvenlik yasası çıkarılması konusu gündem oluşturmaya devam ediyor.
Hükümet, aşağıdaki açıklamasıyla, çıkarmayı planladığı yeni biyo güvenlik yasası ile ülkemizde Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların ekimine/üretimine izin verilmesine yeşil ışık yakmış görünüyor.
“Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki bilimsel eleklerden geçen ve sosyo-ekonomik değerlendirmede yeterli bulunan genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir.
Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve küçük çocuk besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımı yasaklanmıştır.”
Bu açıklamadan anlaşılıyor ki GDO’lu bitkiler bebeklere, küçük çocuklara ve aslında tüm insanlara zararlıdır. GDO’lu mısırı, soyayı yada diğer ürünleri tüketen bir anne bebeğine süt verdiğinde, bu durum anneye olduğu kadar bebeğe de zarar vermeyecek midir?
Bir başka açıdan baktığımızda, GDO lu tohumların ekilmesine izin verildiğinde kolera bakterisi geni taşıyan yonca, tavuk geni taşıyan patates, akrep geni taşıyan pamuk, balık geni taşıyan domates, fındık genine sahip soya fasulyesi gibi ürünlerin doğal çeşitliliğe verdikleri zararlar sonucu yeni (Frankeştayn) canavarların ortaya çıkmasına olanak sağlayacağı açıktır.
GDO’lu ürünlerin temel sakıncalarından biri de insan sağlığına karşı olumsuz etkileridir. Bilim insanlarınca, GDO’lu ürünlerin gıda olarak kullanımında insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da allerjik etki yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı ifade edilmektedir. (Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesinin, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden olduğu bilim insanları tarafından yapılan tespitlerden biridir..)
GDO’yla ilgil önemli bir başka kaygıda, aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olarak, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır.GDO lu tohumlar kısırdır. Bu terminatör (kısır) tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı yaklaşımı ise sadece masaldır. Yaşam Patentlenemez;Genetik yapısı değiştirilen ürünler patentleniyor. Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir. Bunun adı biyolojik korsanlıktır.
GDO’lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Bu nedenle de GDO’lu tohumlarının ülkemize girişini serbest bırakacak yasa çıkarılmamalıdır. GDO’lu tarımın önü açılmamalıdır. Tarımsal üretimin doğal evrelerine ve ritmine saygılı olunmalıdır.
GDO’lu besinlerin üretimi, geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. Gelecekte ekolojik yaşama ve insanlığa ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek, çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO’lu ürünlerin üretilmesini kesinlikle istemiyoruz. Bu tohumların/ürünlerin Türkiye’ye sokulması önlenmelidir.
Çıkarılacak bu yasa ile sadece sebzenin meyvenin tadı değil, hayatın da tadı tuzu kalmayacaktır. Bu daha bir başlangıç, sessiz kaldığımızda “sıra İnsanların genlerinin değiştirilmesine gelecek.”Sosyal devletin birinci önceliği tüketicinin sağlık ve güvenliğini korumak olmalıdır.
Konuyla ilgili yasa çalışmalarına derhal son verilmelidir.

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

SAYFAMIZA KATKILARINIZI BEKLERİZ

Öğrenmek ve başarmak başkalarının yardımı ile mümkündür.Bundan ötürü sayfamızı ziyaret eden ve yazılarımızı takip eden misafirlerimizden sayfamız ve yazılarımız konusunda öneri ve eleştiriler bekliyoruz ayrıca tutumluluk ve doğru tüketim bilinci oluşturmakla ilgili bilgi, tecrübe yazısı gönderilmesi halinde isim soyisim ve sıfat belirterek bedelsiz olarak sayfamızda yayınlayabiliriz.Yazılarınızı,öneri ve eleştirilerinizi tutumluyuz@hotmail.com adlı e- posta adresimize göndermenizi dileriz

Toplam Okunma Sayısı 1, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 22 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Amatör Balıkçıların Sanayi Ve Ticaret Bakanlığından Beklentisi

Amatör balıkçıların onlarca lira para vererek satın aldıkları kamış makinaları; bu makinaları üreten/ithal eden/satan bazı firma ve kişilerin kanundinlemez keyfi tutumları nedeni ile tüketicinin elinde patlamakta! Ve bu makinalar tüketiciyi mağdur etmektedir.Çünkü bu makinaları üreten/ithal eden/satan bazı firma ve kişiler kanunen mecburi olduğu halde sattıkları makinalarla ilgili Türkçe Kullanma Kılavuzu,garanti süresini ve şartlarını gösterir Garanti Belgesini tüketiciye vermemekte hatta gene mecbur oldukları halde bu mallarla ilgili yedek parça üretip/ithal etmedikleri gibi bulundurmak mecburiyetinde oldukları yedek parça stokunu da bulundurmamaktadırlar.Bu hususlardan rahatsız ve mağdur olan tüketiciler Sanayi ve Ticaret Bakanlığının konuya el atmasını temenni ediyorlar.

Toplam Okunma Sayısı 3, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes