Archive for the ‘Tüketici Sağlığı’ Category

Kurbanlık hayvan alırken dikkatli olalım

bKurban Bayramının yaklaşması nedeni ile ülkemizdeki hayvan pazarlarında hareketlilik başladı.Bazı hayvan satıcıları kurbanlık hayvan satışlarında tüketiciyi aldatıcı zarara uğratıcı hareketlerde bulunmaktadır:Bu aldatıcı zarara uğratıcı faaliyetlerin en önemlileri şunlardır:

  • Gebe olduğu bilindiği halde  gebe hayvan satışları yapılmaktadır.Belediyelerimiz ve İl tarım ve ilçe tarım müdürlüklerinin bunu engellenmesi için gerekli önlemleri almasını dileriz.
  • Dinimizde bir hayvanın  kurban edilebilmesi için belli yaşta ya da istenen yaşın gerektirdiği gövde ağırlığı ve ya vücut yapısına sahip olması gerekmektedir.Bazı satıcılar dinen gerekli olan yaş ya da gövde ağırlığına sahip olmayan hayvanları sahipmiş gibi satmaktadır.
  • Özellikle küçükbaş hayvanların vücutlarının fark edilmeyecek(koltuk altı,tırnak arası gibi) kısımlarından enjektörle kilo arttırıcı hormon uygulanmaktadır.Hormon enjekte edilmiş hayvanlar ilk bakışta gayet kilolu görünmekte ancak etinin tat ,koku, ve görüntüsünde ciddi bozukluklar olmaktadır ayrıca bu hormonlar sağlık problemlerine sebep olabilir.Bu konuda da belediye,il ve ilçe tarım müdürlüklerine önleyici tedbirler almak görevi düşmektedir(*)

(*)Veteriner Hekim Osman TUĞRUL’un katkıları ile hazırlanmıştır

Toplam Okunma Sayısı 8, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 17 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Domuz gribine karşı bunları tüketin

pDomuz gribi aşısını beklerken hastalığa yakalanmaktan korkuyorsanız, bilim adamları aşıdan önce dikkat edilmesi gereken noktanın bağışıklık sistemini güçlü tutmak olduğuna dikkat çekti. Bunun yanında hastalığa yakalandığınız zaman virüsü yenebilmek için de en önemli önkoşul bu. İşte bağışıklık sistemini domuz gribine karşı güçlü tutmak için tüketmeniz gereken gıdalar:

Kırmızı biber: Portakalda bulunan C vitamininin 2 katını içerir. C vitamini gribin etkisini yüzde 80 oranında azaltabilecek kadar güçlü bir silahtır.

Yoğurt: İçinde bağırsaklarda mikroplarla savaşan yararlı bakteriler olan probiyotik bulunur. Böylece grip virüsü vücutta barınamaz.

Yeşil çay: Bağışıklığı güçlendiren “epigallocatechin gallate” isimli kimyasalı içerir. Günde 3 fincan tavsiye ediliyor.

Ginseng: ABD’li bilim adamları günde 2 tane 200mg’lık ginseng kökü kapsülü alan insanların grip riskinin yüzde 31 azaldığı belirlendi. Bağışıklığı harekete geçirir.

Badem: Hastalıklarla savaşan antioksidan E vitamini bakımından zengindir. Gripten korunmak için her gün bir ara öğün olarak 24 tane badem yemeye çalışın.

Taze patates: İçindeki “beta carote ”, gribe karşı koruma özelliğini verir. Vücutta A vitaminine çevriliyor ve grip tedavisinde önemli rol bir oynuyor.

Tavuk suyuna çorba: Vücutta mukus üretimini artırarak gribin boğaz ağrısı ve öksürük gibi etkilerini yatıştırmaya yardımcı olur.

Sarımsak: Sülfür maddesi grip sezonunda bu hastalığa yakalanma riskini 2.5 kat azaltıyor ve virüsü öldürme özelliği de bulunuyor. Taze sarımsak daha etkili.

Zencefil: İçeriğinde doğal olarak bulunan “gingerol” maddesi, her türlü enfeksiyonu uzakta tutmaya yardımcı. Zencefil çayını tercih edebilirsiniz.

Ceviz: Antioksidan selenyum soğuk algınlığı, grip ve kansere karşı koruma sağlar. İçindeki selenyum oranı diğer tüm gıdalardan 10 kat oranında daha fazladır.

Turunçgiller: Önemli bir C vitamini kaynağıdır. Özellikle sigara kullanıyorsanız gribe yakalanma riski daha yüksek olduğu için bol bol C vitamini almanız gerekiyor.

Bal: Doğal olarak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Çaya ya da yoğurda katarak tüketirseniz etkisi daha da güçlü olur.

Lahana: Ispanak ve lahana gibi koyu yeşil renkli yaprağa sahip sebzeler, bağışıklık sistemini gribe karşı güçlendiren D vitamini bakımından zengindir.

Mantar: Beta-glucan isimli gribe karşı koruyan bir madde içerir. Bağışıklığın grip virüsünü tanımasını ve onu yok etmek için harekete geçmesini sağlar.

Yulaf: Lif, E ve B vitamini ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller ve beta-glucan’lar bakımdan zengindir.

Elma: Bilim adamları, düzenli olarak elma yiyen insanların gribe yakalanma riskinin azaldığını ortaya koydu. Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25’ini karşılar.

Kırmızı et: Bağışıklık sistemini harekete geçirmek için kırmızı et tüketmek gerekiyor. Yetişkinlerin günde ortalama 40-60 gram et tüketmesi tavsiye ediliyor.

Balık: Omega 3 tüketimini artırarak grip ve benzeri enfeksiyonları uzakta tutabilirsiniz. Haftada 2 porsiyon balık tüketilmeli.

Soğan: Doğal antibiyotikler içerir. Bunun yanında gribe karşı bağışıklık sistemini güçlendiren “quercetin” isimli bir madde de bulundurur.

http://www.stargazete.com/yasam/domuz-gribine-karsi-bunlari-tuketin-haber-221591.htm

Vatan

Toplam Okunma Sayısı 5, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 24 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Kışlık ayakkabı alırken nelere dikkat edilmeli?

 

 

bot

 

 

 

Denizli Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Bahri Kasal, ayak rahatsızlıklarının sağlıksız ayakkabılardan kaynaklandığını belirterek, kışlık ayakkabı seçiminde dikkatli olmak gerektiğini söyledi.

 

Dr. Kasal, sağlık şartlarına uygun üretilmeyen ayakkabıların terleme ve kokunun yanı sıra ayak, topuk, baldır ve bel ağrısı, çabuk yorulma gibi bozukluklara yol açtığını ifade etti. Kasal, ayrıca basma bozukluğu, bilek burkulması, tırnak batması, mantar, nasır, deri çatlakları, damar hastalığı ve ayakta şekil bozukluğu gibi birçok rahatsızlığı beraberinde getirdiğini vurguladı.

Ayakkabı seçerken ekonomiklik, dayanıklılık ve şıklık kadar ayak yapısına uygunluğun da göz önünde bulundurulmasının önemli olduğuna değinen Dr. Bahri Kasal, “Ayakkabı seçerken gösterişten çok sağlığa önem verilmesi gerekir. Çünkü gündelik yaşamımızın vazgeçilmez unsurlarındandır.” dedi. Dr. Kasal şunları da söyledi: ”Vücut ağırlığını taşıyan ve kilolarca basınca maruz kalan ayaklarımızı, sakatlanma ve incinmeye karşı ayakkabılar korur. Oysa bazı ayakkabılar, korumak bir yana kendisi sakatlıklara sebep oluyor. Çoğunlukla kapalı ve sert malzemeden yapılan kışlık ayakkabılar, yazlıklara göre daha önemlidir.”

Hangi özelliklere bakılmalı?

Yüksek topuklu, dar ve sivri burunlu bayan ayakkabılarında parmaklar uca doğru toplanarak doğal duruşları etkilenir. Başparmak bozukluğu, ayak önü ağrıları, tırnak batmaları, nasırlar ve kalıcı şekil bozukluklarına yol açıyor. Ayaklarda oluşacak dengesizliklerse dizleri ve bütün omurga sistemini etkiler.

Anatomik yapıya uymayan, bol ya da sıkı ayakkabı sakıncalıdır. Bu sebeple ayağa tam uyan numara alınmalı, sonradan genişleyeceği düşünülmemeli.

Parmakla ayakkabının ucu arasında yarım santim boşluk kalmalı. Bağcıklı ayakkabılar tercih edilmeli. Ortopedik ayakkabılar, taşıyıcı noktaları desteklediği için vücudun rahat taşınmasını sağlayarak omuriliğin duruşunu destekler, yürüyüşü rahatlatır ve yorulmayı geciktirir.

Topuklu ayakkabılar mümkün olduğunca geniş tabanlı olmalı, topuk yüksekliği de 3-3,5 santimetreyi geçmemelidir.

 http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=911743&title=kislik-ayakkabi-alirken-nelere-dikkat-edilmeli

ZAMAN

RESUL CENGİZ DENİZLİ

05 Kasım 2009, Perşembe

Toplam Okunma Sayısı 6, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Çatlayan eller için ne yapabilirsiniz?

eÖzellikle kış aylarında cildimiz ve bilhassa ellerimiz kurur, çatlar ve acı verir. Peki bunu önlemek için ne yapmalıyız?

Howstuffworks isimli sitede yer alan habere göre, gençseniz, ellerinizi temiz tutmanın yolu basit: sabun ve su. Ancak, yaşlandığınızda ellerinizi basit bir sabun ve suyla yıkamak cildinizi kurutabilir ve gerginleştirebilir. Ve sık sık yıkama ve diğer kimyasallara maruz kalmanız ellerinize zarar verir. Bunun yanında, hassas bir cildiniz varsa pul pul olmaya, kızarmaya ve çatlamaya daha müsaittir.

 Cildiniz hassas ise, seçeceğiniz temizleyiciler konusunda daha dikkatli olmalısınız. Güzel koku ve buna benzer içeriklere sahip olan sabunlar, elleriniz için çok sert olabilir. Birçok üretici yapay renkler, kokular ve diğer tahriş edici içeriklere sahip ürünler üretiyorlar.

Elleriniz halen kuruysa, içinde nemlendirici bulunan sıvı sabun kullanma yardımcı olabilir. Fakat bazı durumlarda bu da yeterli olmayabiliyor. Dermatologlar, sadece gün boyunca değil, her gün nemlendirici kullanmanızı öneriyorlar. Duştan çıktıktan sonra daha fazla nemi hapsetmesi için nemlendirici sürebilirsiniz. Ayrıca, gece yatmadan önce nemlendirici sürmek de yardım edebilir. Bundan başka, ellerinizi yıkadıktan sonra vazelin ya da yağ içeren bir kremle avuç içi ve parmaklarınızı ovalayabilirsiniz.

Nemlendiricilerde nem tutucu ve yumuşatıcı maddeler var. Nem tutucudaki gliserin, hirdoksit asit ve lanolin ile mineral yağlar nemi ciltte tutar ve havadan suyu emer. Lanolin, mineral yağ ve vazelin gibi maddeler içeren yumuşatıcılar ise lipidlerle yer değiştirir ve cildi yumuşatır. Bazı nemlendiricilerin güzel koku içerirken bakteri bulaşmasını önlemek için koruyucu madde de içeriyor. Bunlar da nemlendiricilerde bulunan iki yaygın tahriş edici maddedir. Eğer cildinizde bu maddelere karşı alerjik reaksiyon olursa, nemlendirici kullanmayı hemen kesin.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=913124&title=zaman-online-catlayan-eller-icin-ne-yapabilirsiniz

ZAMAN ONLİNE

08 Kasım 2009, Pazar

Toplam Okunma Sayısı 2, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 11 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Bu vitaminleri içeren gıdaları tüketenler gripten korunuyor

dSakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dursun Bostancı, A, C, E, selenyum ve çinko vitamini içeren gıdalar düzenli olarak tüketildiği taktirde gribe yakalanmanın çok zor olduğunu söyledi.
Bostancı, yaptığı açıklamada, mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişiminin gribal enfeksiyonlara sebep olduğunu kaydetti. Isı değişikliklerinden etkilenmemek ve gribal enfeksiyona yakalanmamak için düzenli beslenmenin çok önemli olduğunu kaydeden Bostancı, “A, C, E, selenyum ve çinko gibi beş vitamini içeren gıdalar tüketilmesi gribal enfeksiyondan ciddi şekilde korur.” dedi.
Balık, kırmızı et, süt, yoğurt, havuç, roka, dereotu, maydanoz, tere, brokoli, ıspanak, havuç gibi gıdalarda bol bol A vitamini olduğunu ifade eden Bostancı şu bilgileri verdi: “Özellikle A vitamini içeren bu gıdalar bol bol tüketilmelidir. Bunun yanında C vitamini içeren sevri biber, turunçgiller soğan, kereviz, kivi gibi C vitamini içeren gıdalar da vücut direncini artırarak hastalıktan korur. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, yumurta gibi gıdalar da da E vitamini bolca bulunur. E vitamini de bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Turp, mantar, sarımsak, balık çeşitleri gibi deniz ürünlerinde de selenyum bulunur ve hastalıklara karşı vücudun savunmasını artırır. Yine et, peynir, yumurta, kuru baklagiller kepekli tahıl ürünleri de çinko bakımından zengindir. Dengeli beslenme için bu beş vitamini içeren gıdaların düzenli olarak tüketilmesi çok önemlidir.”
Mevsime göre giyinmenin vücut ısısını dengelemek bakımından önemli olduğunun altını çizen Bostancı, terletmeyen, pamuklu giysilerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

(CİHAN)
Duran Savaş
23 Eylül 2009, Çarşamba

Toplam Okunma Sayısı 4, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 31 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

GİYSİLERİMİZİ BİLİNÇLİ SEÇELİM!

cltTürkiye’de büyük bir tehlike medyada yer almaya başlamış ve tekstil ürünlerinde kullanılan, ter yoluyla vücuda nüfuz eden kanserojen etkili, tüketicilerin sağlığını tehdit eden boya ve kimyasallar, tüketicilerde de gündem oluşturmaya başlamıştır. Türkiye’de tüketici sorunları daha çok finans ve telekomünikasyon sektöründe yoğunlaştığından gıda güvenliği ve giyim güvenliği hep arka planda kalmıştır. Bu bağlamda, medyada yer alan ve İHKİB (İstanbul Konfeksiyon ve Hazırgiyim İhracatçıları Birliği) ve İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği)’nin özellikle Çin, Hindistan gibi ülkelerden ithal edilen tekstil ürünlerinde çok yüksek limitlerde kanserojen etkili azo boyar – ağır metal içeren maddelerin tesbit edildiğini ve halk sağlığının ciddi tehdit altında olduğu yolundaki söylemleri tüketiciler için büyük önem taşımaktadır. Şöyle ki: 1995 yılından beri, Gümrük Birliği antlaşması ile Türkiye, AB standartlarını kabul etmiş ve azo boyar maddesi Türkiye’de yasaklanmıştır. Ancak, ne yazık ki ne ithal ürünlerde ne de iç piyasada bu yasaklı maddelerin kullanımının denetimi sağlanamamıştır ve tüketicilerden de bu konuda bir talep gelmemiştir. Bu yüzden AB standardı olan Eko-Teks 100 standardının kullanımı çoğu kez yalnızca AB ülkelerine ihraç ürünlerinde gerçekleştirilmekte, iç piyasada ise merdiven altlarında dahi ne olduğu belirsiz sağlıksız boyalarla giyim ürünleri boyanmaktadır. Uzmanlar da bunun da en iyi belirtisinin giyerken veya yıkarken boyanın akması olduğunu belirtmektedirler. Bu gerçekler ışığında Türkiye tüketicilerinin en azından yedikleri kadar giydiklerini de sorgulamalarının zamanı gelmiştir. Bilinçsizce pazarlarda etiketsiz, gelişigüzel satılan, nerede – nasıl üretildiği belli olmayan, üzerinde kullanım etiketi ve ürün içeriği yazılı olmayan ve ucuz olduğu için satın alınan ürünlerden vazgeçmeleri gerekmektedir. Tüketici sağlığı ve güvenliği için risk teşkil eden bu ürünlerden 3 adet almak yerine daha güvenli tek bir ürün almak çok daha bilinçli bir davranış olacaktır. İTKİB ve İHKİB’in açıklama yaparak Sağlık Bakanlığı’ndan Ekoteks Tekstil Laboratuarlarından denetim yetkisi alarak ithal veya iç piyasa ürünlerini test ederek kamuoyuna açıklama ve ürün toplatabilme yetkilerini alabilmeleri tarafımızdan olumlu karşılanmıştır. Aynı kuruluşların ithalat lisanslarını da verebilmeleri, kafalarda soru işareti uyandırsa bile İTKİB VE İHKİB’i tüm inceleme sonuçlarını tüketici örgütleriyle paylaşmaya ve test yaptırma işlemlerini tüketici örgütlerine “Ücretsiz” yaptırmaya davet ediyoruz. Böylece, denetimsiz ithal veya iç pazar tekstil ürünleri ile ilgili tüketicilerde bilinç ve duyarlılık oluşturur, “Eko-Teks 100″ kriterleri, Türkiye’deki tüketiciler tarafından da bilinir- aranır ve tekstilde Eko-Teks 100 belgesi olan tekstil ürünlerini talep ederek piyasada “Doğal Denetleyici” olmalarının yolu açılmış olur.

Toplam Okunma Sayısı 6, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 18 December 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Bakımsız klima sağlığa düşman

klmAraç içerisinde genellikle yaz aylarında hatırladığımız klimalar yanlış kullanımlar nedeniyle ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor.
Hemen hemen tüm otomobillerde hatta hafif ticari araçların da çok büyük bir kısmında standart hale gelen klimaları doğru kullanarak hem bütçenize hem de sağlığınıza fayda sağlayabilirsiniz. İşte uzmanların klima kullanımı ve bakımı ile ilgili tavsiyeleri…
Bilinenin aksine tasarruf için klima yerine camlar açık yol almak ortaya çıkan rüzgar direnci nedeniyle daha çok yakıt tükenmesine yol açar.
Aracınızı mümkünse gölgeye parkedin, güneşte kalmışsa içeri geçmeden yarım dakika kapıları açarak sera ortamından kurtulun.
Hareket ederken normal hız ve sıcaklıkla klimayı açarken camları da bir dakika kadar açık tutarak rüzgarla içerideki havanın yenilenmesini sağlayın.
Klimanın ısı değeri dışarıyla 10-12 dereceden farklı olmamalı. Sıcaklığı en düşük, fan ayarını en yüksek kullanmak sağlıklı bir ortam oluşturmaz
Klimanın hava üfleme kanallarını kendinize değil, aracın camı ya da başka bir noktasına doğru ayarlayın, serin hava doğrudan size çarpmasın.
Emin olduğunuz bir serviste en azından her yıl olmak üzere polen filtresini değiştirtin, zira kirli filtre bakteriler için iyi bir gelişme yeridir.
Verimsiz klimaların genellikle gazı azalmış ya da bitmiştir, genelde 2 ya da 3 yılda bir klima gazı ve yağı eklenmeli.
Yine güvendiğiniz bir serviste klima kanallarının kimyasallarla temizlenmesini sağlayın. Tüm bakımlar 50 ile 150 TL arasında bir bedele yapılabiliyor. ZAMAN

12 Temmuz 2009, Pazar

Toplam Okunma Sayısı 2, Bugün Toplam Okunma Sayısı 0, Son Okunma Tarihi 14 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Cep telefonu nasıl kullanılmalı?

gsmCep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz gibi kaynaklardan gelen zararlı sinyallerin çeşitli sağlık sorunlarına neden olabildiği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Durduran, teknolojinin oldukça hızlı gelişmesinin olumlu yönlerinin yanı sıra yaşam kalitesini bozan unsurlarının da bulunduğunu söyledi.
Bu nedenle hava ve gürültü kirliliği gibi çevre sorunlarının yanına bir de “elektromanyetik kirlilik” probleminin ortaya çıktığını ifade eden Durduran, “Bu kirliliğe neden olan kaynaklardan biri de gündemden hiç düşmeyen GSM baz istasyonlarıdır. Son yıllarda cep telefonlarının kullanımındaki hızlı artış, her yıl çok sayıda yeni baz istasyonunun planlanmasını ve kurulmasını gündeme getirmektedir” dedi.
Durduran, özellikle büyük kentlerde doğal etkilerin çok üstünde elektromanyetik alan ve dalgaların bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:“Bunların, yüksek şiddet veya güç düzeylerinde insan sağlığına zararlı oldukları konusunda kuşku yoktur. İnsan vücudunun dengesini bozan etkenlerden bazıları, kimyasal kirleticiler, haberleşme frekansları, elektrik güç taşımalarından gelen sinyallerdir. Toksin madde, radyasyon gibi kirleticilerden gelen sinyaller, canlının elektromanyetik dengesini bozmaktadır. Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz, uydu ve baz istasyonları gibi bazı kaynaklardan gelen sinyaller, genel keyifsizlik, boyunda sertlik, göğüs acısı, baş ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor.”
Cep telefonu zararları üzerinde bugüne kadar birçok araştırma yapıldığını dile getiren Durduran, bu araştırmalarda, cep telefonunun alzheimer, parkinson gibi sinir hastalıklarının oluşma riskini arttırdığının tespit edildiğini bildirdi.
Kulaklık ve mikrofon seti kullananların yüzde 80′inde cep telefonundan kaynaklanan sorunların olmadığının gözlendiğini anlatan Durduran, şöyle devam etti:
“Cep telefonunun zararlarından korunmak için mümkün olduğu kadar sabit telefon tercih edilmeli. Çekim gücü kötüyse konuşmalar kısa tutulmalı. Sinyal tam alınamıyorsa, cihaz maksimum enerji harcayacağı ve daha fazla elektromanyetik dalga yayacağı için konuşulmamalı. Mümkünse kulaklık, araçlarda araç kiti kullanılmalı. Sık sık konuşma yapmak yerine kısa mesaj gönderme tercih edilmeli. Ayrıca başparmağımızı telefon ile kulak arasındaki mesafeyi artırmak için telefon ile kulak arasına yerleştirmeliyiz.”

Toplam Okunma Sayısı 1, Bugün Toplam Okunma Sayısı 1, Son Okunma Tarihi 04 November 2009

Post to Twitter Tweet This Post

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes